Bir başka akademisyen; Fulya Çelikel Soğancı

O çok bildiğimiz, amfide ders anlatan klasik akademisyenlere benzemiyor; Sabancı Üniversitesi’nde ders veriyor, müziğin bir bilim olduğundan yola çıkarak insanlara yeni projeler sunmaya çalışıyor, aynı zamanda iki çocuğuna annelik ediyor ve en önemlisi gündüz Bach ve Mozart öğretirken, akşam da deri kıyafetlerini giyinip grubu ile metal müzik yapıyor. Yetmiyor, tezini de metal müzik üzerine yapıyor. Aynı zamanda sosyal medyada da fenomen olma yolunda hızla ilerliyor. İşte, bir başka akademisyen Fulya Çelikel Soğancı’nın 32 kısım tekmili birden ilginç hikayesi…

Fulya Hanım hikayeniz oldukça ilginç, inceledikçe derine iniyoruz. Klasik bir soru ile başlayalım. Tüm hikâye nerede başladı?

Doğma büyüme Ankaralıyım ben aslında. 13 yaşında başlayarak kendi isteğimle piyano öğrendim. Ailemde hiç müzisyen yok, haliyle müziği meslek edinme arzum konusunda şüpheleri vardı. Görünüşe göre TED Ankara Koleji’ni takiben standart bir meslek seçimi beni bekliyordu. 17 yaşımda ailemden gizli girdiğim Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nin yetenek sınavlarını geçip burs alınca, hayatım değişmiş oldu. Teori-kompozisyon ve piyano öğrendiğim altı yıl süresince hep müzikle ilgili bir menkıbe, bir hedef aradım. İcranın yanı sıra piyano öğretmeyi de öğrendim. 21 yaşımdan bu yana daima çalışıp, ailemden hiç maddi destek almadım. Kendi hayatım için oldurduğum mucizeyi, gelecekte başka hayatlar için oldurmayı hayal ettim. Hollanda hükümetinin çok prestijli bir bursuna layık görülen iki kişiden biri olarak bu ülkede konser piyanistliği, piyano pedagojisi ve metodolojisi üzerine master yaptım. Akabinde beş yıl kadar Avrupa’nın çeşitli yerlerinde ve Ukrayna’da müzikle ilgili ne iş bulduysam çalıştım. Çalışmakta olduğum, Stuttgart yöresinde yaşayan Türkiye kökenli ailelerin iki kültür arasında bocalayan çocuklarını temel müzik eğitimi kanalıyla içinde bulundukları sisteme entegre etmeye yönelik proje de sona erince, akademik hayata dönmek amacıyla Türkiye’ye döndüm.

Sonra akademik hayata devam mı?

Biraz öyle oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmaları Merkezi’nde Tarihsel Müzikoloji ve Etnomüzikoloji alanında lisansüstü çalışmalarına devam ederken, bir yandan da İstanbul’un zengin müzik hayatı içinde kendime yeni rotalar bulmaya çalışıyordum. Bunlardan biri tüm diğerlerini gölgede bırakıp, hayatımın bir defa daha değişmesine vesile oldu. 2000’li yıllarda Avrupa’dayken, klasik müzikle sıkı bağlantısı bulunan senfonik metal ve progresif metal gibi türler dinleyici olarak ilgimi çekmişti. Fakat bir müzisyen olarak deneyimleme şansım olmamıştı. 2009’da amatör bir metal grubunun klavyecisi olarak ItüVision yarışmasına katıldım. O dönem harika üniversite festivallerinin olduğu, gürül gürül metal camiasının çeşitli mekanlarda hemen her akşam konserler organize ettiği bir dönemdi. Ergenlik yıllarımdan kalma eski bir klavyem vardı. 15 yıldır kullanılmayan enstrüman birden yeniden kıymetli olmuştu. Sonrasında yaşça bana daha yakın, hedefi daha büyük bir oluşuma klavyeci olarak davet edildim. Henüz isimsiz bu grup ve sayesinde tanıştığım bir adam, bir anda benim için çok özel oluverdi. “Kariyerimle evliyim” diyen ben, kaç senelik üniversite hayatımda doktoramın son dersinden devamsızlıktan kalacak kadar grup işlerine daldım. İlk Roland klavyemi edindim, araştırma alanım olarak düşündüğüm konulardansa bu yeni keşfettiğim müzik ve kimlik, hayatımın merkezine oturuverdi. Bir sene içinde kendimi evlenmiş buluverdim.

İlginç bir buluşma olmuş gerçekten. Peki, aynı işi yapmak sorun oluyor mu aranızda? Normalde çatışmalar yaşanır çünkü…

Aslında olmuyor diyebilirim. Eşimi, ailemi hatta kariyerimi metal müzik verdi bana. Türkiye’de metal müziği akademik çerçevede çalışan iki üç isimden biriyim. Eşimle hala birbirimize birbirimizin müziğini öğretmeye çalışırız. Ben onunla kafa sallamayı öğrendim; o da benimle operaya, senfonik konserlere katılmaya merak saldı. Kendi müziğimizin içinde haliyle klasik müzikten gelme birçok öğe var. Zaman zaman teori konusunda konuşuruz ama temelde bir olduğumuzu kabul edebiliriz.

Peki, şunu sormak istiyorum. Akademik hayat devam ediyor ve siz gruplarda şarkı söylüyorsunuz, hatta bir grubu idare ediyorsunuz. Bunlar zor şeyler. Neler yaşadınız o süreçte? İki ayrı hayat ve birbirine de zıt aslında..

Zor oldu diyebilirim, hiç kolay değildi. Çoğu metal müzisyeninin henüz ergenlik döneminde yaşadığı, haliyle pek de takmadığı, oysa benim bir yetişkin olarak çok etkilendiğim grup içi çatışmalar, rekabet, tanımadığım bir icra pratiğini çok hızlı öğrenmeye çalışmak ama tam anlamıyla uyum sağlayamamak, aynı anda birçok vokalist ve davulcu deneyerek, kadro oluşturmaya çalışarak geçen yıllar… 2013 yılında albüm kaydetmeye giriştik, yapmışken iyi olsun diye hatırı sayılır bir para harcayıp, kaliteli bir iş ortaya koymaya çalışırken özellikle vokalistlerle yaşadığımız sorunlar bizi üzüyordu. Projeyi bir yerlere götürmek için en çok emek veren insan olarak, grup arkadaşlarımın inisiyatifiyle kendimi mikrofonun önünde bulduğum zaman hayatımda şarkı söylemeyi hiç denememiştim ve büyük bir metal festivalinde birçok aday içinden seçilerek sahne alacak olmamıza sadece iki hafta vardı. Birçok hocayla vokal çalıştım; kendimi geliştirmek, fikir üretmek, yeni müzik yazabilmek için müzik prodüksiyon becerileri edindim.

Fulya Çelikel Soğancı

Bir de ödül aldınız galiba?

Evet, bu çabalarım sonucu 2014’te Roland Türkiye Sanatçısı seçildim. Şu an synthesizer’lar konusunda hayli bilgili sayılırım ve piyano eğitimi konusundaki bilgi ve tecrübemi geniş kitlelere ulaştırma şansı bulduğum için çok mutluyum.

Bütün bunlar olurken akademik hayatınız ne durumdaydı?

Bütün bunlar olurken doktora yeterlilik sınavımı geçmiş, Sabancı Üniversitesi’ndeki ilk dört yılımda asistan olarak katkıda bulunduğum dersleri verebilir konuma gelmiştim. Tez projemi Türk metal dünyasını akademik olarak çalışmak üzerine şekillendirdim. Gezi olayları ve sonrasında ülkemizde ve metal alt kültürünün özelinde birçok dinamik değişti. Çok ilginç devinimler, dönüşümler, başlangıç ve bitişler gözleyip kaleme almak, onlarca müzisyenle ve müzik insanıyla konuşmak, özellikle metal müzik icra etmeyi alaylı olarak öğrenmiş genç müzisyenlerin sesi olmak şansına eriştim. Bu sırada aktif olarak yurt içinde ve yurt dışında grubumuz Listana ile konserler verdik, birçok etkinliğe katıldık, yerli yabancı birçok grupla çaldık.

Herhalde bu iki hayatı yaşarken ilginç anılar da vardır diye düşünüyorum?

Tabi en sıradışı anılarımdan biri, 2015’te ilk kızıma 6 aylık hamileyken Orphaned Land’le birlikte Çanakkale’de sahne almaktı diyebilirim. Sonrasında bebeğimiz büyürken, stüdyo albümümüze yoğunlaşalım düşüncesiyle biraz ara verdik. Çocuk zaman alıyor doğal olarak. Bu arada gece 2’ye kadar deri kıyafetlerimle sahnede çalıp, ertesi gün ofis kıyafeti içinde Beethoven ya da Verdi ile ilgili ders anlatmaya gittiğimi çok bilirim. İlginç bi durumdu o zamanlar ama yadırgamadım hiç.

Sizin bir de gerçekleştiğinde müthiş olacak “Herkes için Müzik” isimli bir projeniz var? Biraz da ondan bahsedebilir misiniz?

Müzik kadar soyut olabilen, göremediğimiz, dokunamadığımız bir olguyu somut ve anlaşılır kılmanın en önemli yolunun kurallarını ve alfabesini öğrenmekten geçtiğini düşünüyorum. Bunun için bir proje başlattım: Herkes için Müzik. Amacım, müziği bir sanat olduğu kadar bir bilim olarak da ele alarak, isteyen herkesin tamamen ücretsiz olarak yararlanabileceği, uygulamalı ve etkileşimli derslerle nota bilgisi ve müzik kulağını geliştirebileceği bir portal oluşturmak. Web portalını hayata geçirdikten sonra mobil uygulamalar da tasarlayalım, belki çok çok cüzi bir ücretle ilgilenen herkes telefonuna, tabletine indirip çalışabilsin istiyorum.

Kars’ta bağlama öğrenen genç, TRT arşivindeki notaları anlayıp eserleri çalışabilsin; uluslararası seviye sınavlarına hazırlanan keman öğrencisi, evinin konforunda ve derslere bir servet harcamaksızın sonsuz kulak çalışması imkanına sahip olsun; müzisyen olmak isteyen gerekli bilgi ve donanıma ulaşabilsin. Projenin ses motoru olarak, tamamen Türkiye menşeili ama tüm dünyaya teknoloji ihraç edebilen nadide kuruluşlarımızdan Kv331 Yazılım tarafından geliştirilen, herhangi cihazı profesyonel bir synthesizer’a dönüştürebilen, “Synthmaster” isimli bir yazılımı kullanacağım. Bunun yanı sıra ülkemizde bulunan en güzel piyanolardan birini Babajım Stüdyoları’nda iki gün boyunca, olası her tuşede kaydederek oluşturduğumuz eşsiz bir ses kütüphanemiz var. Bu projeyi TÜBİTAK’ın genç girişimcilere yönelik bir hibe programı olan “BIGGinner 1512” ile fonlamak istiyorum. Onlarca müzik eğitimcisiyle, birçok programcı adayıyla konuşarak ekibimi, sunulacak içeriği ve iş planı taslağımı oluşturdum. Bu aşamada herkesin desteğine ihtiyacımız var. www.herkesicinmuzik.org sitesi şu anda yayında. Desteklerle gelişecek, bunu kendi adıma çok  önemsiyorum. 

Sabancı Üniversitesi’nde müzik üzerine bilimsel dersler veren Fulya Çelikel Soğancı, akademik hayatından geri kalan zamanda özel projeler için çalışıyor…
Fulya Çelikel Soğancı ile Şaşkınbakkal Cafe Nero’da keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik… 

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close