Serenad Göksel’den beyaz perde seçkisi

Kültür-sanat editörlerimizden Serenad Göksel, sizler için beyaz perdeden seçtiği “Sofra Sırları” ve “Hadi Be Oğlum” filmlerini yorumladı. İşte Göksel’in perspektifinden film eleştirileri…

serenad göksel sofra sırları eleştirisiSOFRA SIRLARI…

Hayatını eşine adayan Neslihan (Demet Evgar), dışarıdan bakıldığında sevimli ve utangaç bir ev hanımıdır. Eşi Ethem’in (Fatih Al) işi sebebiyle uzun yıllar Anadolu kasabalarında yaşamıştır, aynı zamanda çok iyi bir aşçıdır ve tüm çevresi onun yemeklerine bayılır. Gayet sıradan görünen bu aile hayatında, Neslihan’ın yakın çevresindekiler bir bir ölmeye başlayınca tüm gözler ona çevrilir. Neslihan, bir seri katile dönüşür. Şehre yeni atanmış, çok zeki, Amerika’da eğitim görmüş, hırslı ve genç bir komiser (Alican Yücesoy), bu seri katilin peşini bırakmamaya kararlıdır.

Sofra Sırları, hayattan ve eşinden istediği ilgiyi göremeyen bir kadının yaşamını anlatan, bir süre iyi yol alsa da sonrasında biraz yolunu kaybeden soğuk bir film. Neslihan’ın evine, hayallerine ve mutsuzluklarına dair gerilim dolu hayatı, biraz teatral bir anlatımla gittikçe absürdleşen bir atmosfere kurban edilmiş. Demet Evgar gibi güçlü oyuncular, proje seçerken dikkat etmeliler. Doğru senaryoyu ve projeyi  beklemeliler. Filmde aradığımı bulamadım.

HADİ BE OĞLUM…

Bir tebessüme adanan hayat. Hadi Be Oğlum, Balıkçı Ali’nin (Kıvanç Tatlıtuğ) iletişim sorunu olan 7 yaşındaki oğlu Efe’nin (Alihan Türkdemir) tek bir gülümsemesine adadığı hayatı anlatan bir dram. Ali’nin çabası, dünyası, ruhu, nefesi oğlu. Annesinin vefatından sonra babasının yoldaşı olan Ali, hayatındaki eksikleri oğluna duyduğu saf sevgı ile dengeler.

Efe, alkış ve tartışma gibi yüksek volümden oluşan her şeyden negatif etkilenen ve  içinde hapsolan duygularını sadece müzikle dışa vurabilen bir çocuktur. Efe hiç konuşmadığı için Ali’nin monolog cümleleri anlamlı hazırlanmış. “Keşke içerde bir yerde olduğunu bilsem” ve “Baban mıyım değil miyim onu hissedemiyorum hala” gibi. Dede Haşmet Kaptan (Yücel Erten) ise oğluna tek başına yetmeyen, çalışan bir baba iken, Efe’nin gelişiyle tecrübeli ve sabırlı duruşuyla sağlam bir çınara dönüşüyor. Yücel Erten, Kıvanç Tatlıtuğ ve Alihan Türkdemir’in performansları şaheser.

Kıvanç Tatlıtuğ’un yeniden beyaz perdeye dönmek için doğru projeyi beklemesi yerinde bır karar olmuş. Leyla (Büşra Develi) karakterinin üzerinden yalnızlık teması işlenmiş. Ancak kendisinin hikayeye varlığı ile hiçbir katkısı yok. Girişi, gelişmesi ve sonucu hiç bir baza oturmuyor, olmasaydı da olurmuş denebilecek lüzumsuz bir karakter, kendisi de sıradan bir oyunla vazifesini yerine getirmiş. Görüntü Yönetmeni Stefano Marcaldo’nun görkemli su altı kadrajları görmeye değer. Fahir Atakoğlu, kompozisyonları ile zaten duygu yüklü olan filmi şaha kaldırmış.

Genelde bu tarz hikayelerde özverilerinden dolayı toplumda kadınlar ön plandadır. Bu hikaye sırf erkeklerin özverısi üzerine kurulu ki, benim gözümde onu özel kılan nokta bu. Zira ataerkil toplumda buna pek rastlanmaz. Tek kritiğim, Efe’nin ilk kez kendisini müziğiyle ifade ettiği sahneye seçilen müziğe. Filmı izleyenler daha net anlayacaklardır bunu. Ben seyirci olarak bu ilk org tuşelerini duymalıydım, çünkü Efe’nin başka iletişim yolu yok. O sahnede amaç, çocuğun beklenmedik başarısını vurgulamak ama zaten babası ile dedesinin oyunu öyle şaheser ki ilave bir vurguya gerek yok. Dolayısıyla bir kompozisyon gereksiz. Bazen oyuncular öyle yüksek performans sergilerler ki, ilgili sahneyi müzikle pekiştireceğin yerde olduğu gibi bırakırsın. Bu da onlardan biri. Makine gibi olduğumuz bu devirde böyle duygu yüklü bir film herkese ilaç gibi gelir. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close