Serenad Göksel’den beyaz perde seçkisi

Serenad Göksel’den beyaz perde seçkisi

Kültür-sanat editörlerimizden Serenad Göksel, sizler için beyaz perdeden seçtiği iki film Gizli Sayılar (Hidden Figures) ve Çember’i (The Circle) yorumladı. İşte Göksel’in perspektifinden film eleştirileri…

GİZLİ SAYILAR (HIDDEN FIGURES)…

Gizli Sayılar (Hidden Figures), Theodore Melfi’nin yönetmenliğini üstlendiği ve yine Melfi ile Allison Schroeder’in Margot Lee Shetterly’nin aynı adlı kitabından uyarladıkları bir Amerikan biyografik dram. Başrolleri Taraji P. Henson, Octavia Spencer ve Janelle Monáe paylaşırken; kadrodaki diğer başarılı isimler arasında Kevin Costner, Kirsten Dunst, Jim Parsons, Mahershala Ali ve Aldis Hodge bulunuyor.

1957 hidden figuresyılında Sovyetler Birliği’nin Sputnik I ile Yuri Gagarin’i uzaya göndermesinin ardından Amerika, astronot John Glenn’i uzaya gönderme yarışına girer. Bunu da üç dahi siyahi matematikçi bilim kadınının sayesinde başarır. Amerikan Uzay Dairesi’nde ”beyaz” uzmanlar işin üstesinden gelemeyince, NASA’nın başındaki Al Harrison (Kevin Costner) siyahilerden yardım ister. Dolayısıyla siyahi bölümden Katherine Goble (Taraji P. Henson), beyazlar arasına katılır. NASA, hala fırlatılacak roketin yerçekimini aşıp uzaya gitmesi, sonra da planlanan yere inmesinin hesaplarını yapamamaktadır.

Katherine Globe, çalışmalarını Dorothy Vaughan (Octavia Spencer) ve mühendis Mary Jackson (Janelle Monae) ile birlikte yürütmektedir. Bu üçlü, ten renklerinin farklılığından ötürü kurumlarında her türlü ayrımcılığa maruz kalmalarına rağmen, hayati önemde işler başarırlar ve önyargıları da yıkarlar. Bu gerçek öykü öyle samimi bir dille anlatılmış ki, izlerken bu siyahi aşağılanmış ama bir o kadar da güçlü, tüm lüzumsuz zor koşullara göğüs gererken asla pes etmeyen, sevincini ve kederini kendi içinde yaşayan kadınlardan etkilenmemeniz mümkün değil.

O devirde hesaplar, kol çevirmeli hesap makineleri ile yapılıyor. NASA’nın iki bölümden oluşan arazisinin bir tarafında siyahi ”hesapçılar”, diğerinde ise beyazlar görevli. IBM devreye girdiği andan itibaren de adları ”Computeer” olarak değiştiriliyor. NASA dahil tüm şirketler, IBM aldıklarında hesapçı kadınların işlerine son veriliyor. Filmin kırılma noktası, Katherine’nin ihtiyaç molaları için bile yağmur çamur demeden 20 dakika mesafedeki siyahi bölümüne gitme mecburiyetini başkana izah etmek durumunda kaldığı sahnede yaşanıyor. Tüm oyuncuların performansları şaheser. Dilerdim ki böyle bir konu çekilirken görsellere daha fazla ehemmiyet verilsin. Bu filmi kaçırdıysanız, bir sinemasever olarak çok şey kaybediyorsunuz derim. Hatta filmin orjinalini arşivinizde bulundurmanızı öneririm.

ÇEMBER (THE CIRCLE)…

Başrollerinde Tom Hanks ve Emma Watson’ın yer aldığı Çember (The Circle), Dave Eggers’ın kitabının beyazperdeye uyarlaması. Yönetmeni ve senaristi James Ponsoldt olan film, günümüzde sosyal medyanın ve dijital dünyanın hayatımıza dthe circleair etkilerini sıradan bir görselle anlatıyor. Mae (Emma Watson), dünyanın en büyük , en güçlü teknoloji ve sosyal medya şirketi olan The Circle için çalışmaya başladığında, bunu hayatının fırsatı olarak görür ve iyi değerlendirmeye kararlıdır.

Gösterdiği azim ile başarılı yükselirken, şirketin kurucusu Eamon Bailey (Tom Hanks) tarafından mahremiyet, etik ve nihayetinde kişisel özgürlüğünün sınırlarını zorlayan bir deneye katılmaya teşvik edilir. Ancak deneye katılımı ve verdiği her karar; arkadaşlarının, ailesinin ve insanlığın hayatını, üstelik geleceğini etkilemeye başlar. Filmin anafikri ”ya çemberin dışındasın, ya da içinde yer alacaksın” olduğundan keskin ayırımlar söz konusu. Mae, çemberin (sistemin) içinde kalmak ile dışına çıkmak arasında vicdani medcezirler yaşamaktadır.

Emma Watson, “iki arada bir derede” kalma duygusunu seyirciye daha iyi yansıtabilirdi. Tom Hanks ise her zamanki güçlü performanslarından biraz uzak. Umutlarla izlemeye gittiğim The Circle filmini, mutlaka izlenmeye değer filimler kategorisine koyamam…




Bir Cevap Yazın

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE