Serenad Göksel’den beyaz perde seçkisi

Kültür-sanat editörlerimizden Serenad Göksel, sizler için beyaz perdeden seçtiği “Öldürme Arzusu” ve “Ahlat Ağacı” filmlerini yorumladı. İşte, Göksel’in perspektifinden film eleştirileri…

ÖLDÜRME ARZUSU

öldürme arzusu afişBaşarılı bir travma cerrahı olan Paul Kersey (Bruce Willis), hayatını ölüm döşeğindeki, vurulmuş, bıçaklanmış insanlarla uğraşarak geçirmektedir. Stresli işinden sıyrıldığında ise, sevgi dolu bir aile babasıdır. Kızı ve eşiyle mutlu bir hayat süren Kersey’in düzeni, bir trajedi ile değişir. Evine düzenlenen saldırı sonrası eşi ölür, kızı ise komada yaşam mücadelesi verir. Kersey’e göre bir erkek ailesini koruyabilmelidir; bunu başaramamış olmanın derin üzüntüsü ve diğer yandan ezikliği ile “örnek” hayatını tamamen değiştirerek, kendini ailesinin intikamını almaya adar. Öldürme Arzusu, sürükleyici ve ardında hiç iz bırakmadan, akıllı ve titizlikle tasarlanmış planlarla dolu bir aksiyon filmi. Özellikle Bruce Willis hayranlarına ve aksiyon severlere öneririm.

AHLAT AĞACI

Serenad Göksel - Ahlat ağacı eleştirisiSenaryosu Akın Aksu, Ebru Ceylan ve Nuri Bilge Ceylan tarafından yazılmış olan Ahlat Ağacı, dram türünde bir ortak yapım. Bir öğretmen çocuğu olan Sinan’ın (Doğu Demirkol) tek kazanımı, doğduğu köyüne dönerken çantasındaki yazdığı roman dosyasıdır. Aldığı eğitim ona bir meslek bile kazandıramamıştır. İçine döndüğü ortam masumiyetini yitirmiştir. O idealist öğretmen İdris (Murat Cemcir), sıradanlaşmış ve yalan bir hayata kapılmıştır. Filmin her bir karesinde öykü adım adım ilerlerken, karşımıza hayata, insana ve zamana dair kavramlar çıkıyor.

Ahlat Ağacı, bir toplumun düşüşünü anlatan bir öykü. Buruk ve öfkeli bir bakışla insan ve bir coğrafya, akıp giden hayatın çelişkileriyle, zamanın bütün yönleri ve dokularıyla anlatılıyor. Bu perspektifte mesleksizleştirilen bir toplum, hiçleşen insanın dramı, birey olamamalar, bir toplumun adım adım çözülmesi ve değersizleştirilmesi var! Sinan’ın asıl korkusu, evin içinde iğrenerek baktığı babasının kendi geleceği olacağından emin olması. Dönüşmek istediği insanları dahi küçümsüyor. Her fırsatta iğnelerini batırıyor, çünkü o insanlar gibi olamayacağının farkında. Hayran olduğu insanla gerçekleşeceği insan arasında korkunç bir fark var ve bunun bilincinde.

Nuri Bilge Ceylan, film süresince Sinan’ın diyaloglarında bizim nasıl hınçla dolu insanlar olduğumuzu, karşılaştığımız vakit içimizden geçenleri değil de karşımızdakinin etini kanatmak için cümle kurduğumuzu vurguluyor. Filmi, aslen fotoğrafçı olan Nuri Bilge Ceylan’ın çok iyi kadrajlanmış, ışıklandırılmış fotoğraflar üzerinden geliştirdiği bir ifade biçimi olarak görebiliriz. Ceylan’ın artık imzası sayılabilecek bir şey var; o bol diyaloglu fotoğraflar çekiyor ve bundan sinema yapıyor. Genç yazar bir oğulun kaleme aldığı ve annesine (Bennu Yıldırımlar) gerçek duyguyla imzaladığı kitabının aslında kimin tarafından satır satır okunacağını, filme giderek izleyebilirsiniz. Ahlat Ağacı, epey yoğun ve dolu bir film. O durağanlığı ve sakinliği içinde yorsa da her açıdan başarılı. Çok uzun olmasından ötürü herkese göre değil, sadece sinemayı çok sevenlere göre…

 

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close